Sıla KÜTÜK
Yabancı dil bilmek yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bireyin dünyaya bakış açısını şekillendiren önemli bir beceri. Bu söyleşide, birden fazla dili ileri düzeyde konuşabilen poliglot Kiram Aşirov ile dil öğrenme süreci, kullanılan yöntemler ve çok dilliliğin bireyin hayatına etkileri üzerine konuştuk Kiram Aşirov, yarı Rus yarı Tatar olduğunu söylüyor. Yaklaşık 8 yıldır Türkiye'de yaşıyor. Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun olan Aşirov, dil öğrenme ve öğretme üzerine çalışıyor.
Merhaba. İlk öğrendiğiniz yabancı dil hangisiydi?
Sanırım İngilizce diyemeyeceğim, Türkçedir. Çünkü ben buraya gelmeden önce İngilizceyi tam olarak bilmiyordum. Dolayısıyla Türkçe diyeceğim. Çünkü Türk lisesini bitirdim. Sıralamaya Rusça, Türkçe, İngilizce demek daha doğru olur. Aşama aşama dil öğrendim diyebilirim.
Dil öğrenirken en çok zorlandığınız aşama neydi?
Dil öğrenirken çok zorlandığım aşama neydi? Güzel bir soru. Aslında farklı dillerde farklı zorluklar olabiliyor. Ancak herhalde konuşabilecek birini bulmak benim için en zoruydu çünkü pratik yapacak birilerini kolayca bulamıyorsun. Mesela İngilizce ise sorun yok, tamam. Türkçe için de geçerli zaten herkes Türk etrafımda. Ancak örnek veriyorum; Fransızca, İspanyolca, Endonezce, Arapça... Hani konuşabileceğin insanları bulmak daha zor olduğu için kendi kendine konuşmak zorunda kalıyorsun. Pratiği de kendi kendinize yapıyorsunuz. Sanırım en büyük sorun buydu benim için.
Dil bilgisi mi, konuşma pratiği mi sizin için daha önemli?
Dil bilgisi ya da konuşma pratiği... Bu biraz şey gibi bir soru oluyor; su mu daha önemli yemek mi daha önemli? Aslında ikisi birlikte götürülmeli. Zamanına göre, duruma göre belirli yüzdeliklerde verilmesi gerekiyor. Bazen belki daha fazla dil bilgisine odaklanabilirsiniz, bazen daha fazla konuşmaya odaklanabilirsiniz ama bence en iyisi -ki öğrettiğim şekilde de zaten bu oluyor- örnek veriyorum bir gramer yapısını öğreniyorsunuz, hemen onu kullanmak lazım. Konuşmadan veyahut öğretirken -ben böyle yapıyorum- öğretirken ne yapıyorum? Birçok gramer kuralını, öğrencim anlamadan veriyorum. Ve sonrasında mesela artık buna isim koyuyoruz. Çünkü bir gramer kuralına isim koyunca sonrasında herkesin kafası karışıyor. Çünkü herkes mükemmeliyetçi ya, "Hemen öğrenelim" derdinde. Dolayısıyla bence ikisini bir arada götürmek gerekiyor. Elbette bunun bazı yöntemleri, teknikleri var.
Kendi geliştirdiğiniz özel bir öğrenme tekniğiniz var mı?
Tabii ki. Ben ne yapıyorum? İlk olarak örneğin bir metni alıyorum önce onu sesli okurum. Ondan sonra dinlerim; Sonrasında bir daha okurum. Sonrasında bildiğim kelimeleri mesela çizerim; "Ha ben bunu biliyorum" diyerek öğrenirim. Bilmediğim kelimenin anlamlarını kendim çıkarmaya çalışırım. Düşünürüm, sonrasında bakarım anlamına; "Ha bu böyleymiş, bu böyleymiş." Ondan sonra aynı konu hakkında bir küçük bir yazı yazmaya çalışırım ya da bu metin konusunda fikrimi yazarım. Ve kendi kendime konuşurum; "Ben bu konuda ne düşünüyorum?" Aslında burada 4 beceriyi de geliştirmiş oluyoruz. Hepsini bir arada bu şekilde toplamış oluyorum. Bu yöntem size hem motivasyon hem beceri kazandırır dil öğrenirken.
Dil öğrenirken motivasyonunuzu nasıl koruyorsunuz?
Güzel bir soru. Nasıl biliyor musun? Şimdi dil bir alettir ve dil bir yaşamdır. Bunu günlük hayatımızda kullanmamız gerekiyor. Sanırım en büyük motivasyonlardan bir tanesi şu: Bir kere herkes şunu diyor; "Aferin sana, işte öğrendin" Bunu duymak da güzel, yalan yok şimdi. Ben tabii diyeceğim ki "Ben insanların fikirlerini önemsemiyorum" ama insanların bu övmeleri de hoşuna gider. Çünkü neden? Bu senin insanların gözündeki itibarını arttırıyor, imajını arttırıyor, senin entelektüel seviyeni arttırıyor. Bu benim hoşuma gidiyor. Bir de şu var; ben sürekli bunları entegre etmeye çalışıyorum. Ne gibi? Mesela diplomatik resepsiyonlara gidiyorum, zorluyorum kendimi "Git konuş, sosyalleş" ya da mesela örnek veriyorum fuarlara katılıyorum, ticaret alanında bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Ben bunları kullandıkça ve bunların işime yaradığını gördükçe çok mutlu oluyorum. Sonrasında diyorum ki; "Tamam o zaman devam." Aksi halde siz bunu kullanmazsanız diyeceksiniz ki "Ben o zaman niye uğraşıyorum?" Çünkü insanın yapısı bu; biz her zaman verdiğimiz emeğin meyvesini görmek isteriz. Dolayısıyla herkese tavsiyem; kendi alanınızda en azından bunu pratiğe dökebileceğiniz yerlere gidin, programlara katılın, bu alanda çalışan insanlarla irtibata geçin ki öğrendiğiniz dil boşa gitmesin. Kendinizi gösterin. Kesinlikle. Aksi halde niye dil öğreniyoruz? Kendinizi gösterdikçe ve o dilde konuştukça öz güveniniz ve dil becerileriniz hakkında daha fazla fikre sahip olacaksınız
Birden fazla dil bilmek öz güveninizi nasıl etkiledi?
Bu konuda mütevazı kalmak çok zor. Benden çok daha fazla dil bilen ve benden daha iyi konuşan bir sürü insan var. Ama buradaki olay ne biliyor musun? Tamam kendini daha iyi hissediyorsun elbette ama burada en çok sağlanan avantaj şu; gerçekten empati seviyen artıyor. Daha farklı pencereden hayata bakmaya başlıyorsun. Çünkü bir dili öğrenmek sadece kelimeleri öğrenmek değil. Dil aynı zamanda kültürün parçası, dinin, o coğrafyanın, geleneklerin, mutfağın... Her şeyin bir parçası. Sen onu tümüyle almış oluyorsun. Ve birçok farklı açıdan bakabiliyorsun aslında. Birkaç insanın yapacağı işi sen kendin yapıyorsun. Ve bence bu çok havalı bir şey. Mesela şu bile olabiliyor; insanları daha iyi analiz edebiliyorsun, kimin ne zaman ne diyeceğini bile tahmin edebiliyorsun. Bilmiyorum bu nasıl böyle çalışıyor, en azından ben bunu kendimde görebiliyorum. Yaratıcılık seviyen artıyor. Çünkü şey gibi düşün, insanın yaratıcılığı aslında kendi kafamızdan uydurduğumuz şeyler değil; gördüğümüz her şeyin, duyduğumuz her şeyin bir kombinasyonudur, bileşimidir. Sen ne kadar daha çok veri alırsan farklı yerlerden, ne kadar daha farklılaşmış veriler alırsan o halde yaratıcılık seviyen de artacak. Ve bu insanın günlük hayatında, kendi işinde de çok faydalı olacak. Kendi yarattığınız bir kombinasyon olur demek istiyorum aslında. Bu durum da farklı kombinasyonlar ve farklı bakış açıları demek oluyor bizim için.
Farklı dillerde düşünmek sizce insanın bakış açısını değiştirir mi?
Kesinlikle. Wittgenstein'ın bir sözü var: "Bizim dünyamız bildiğimiz sözcük kadardır." 400 kelimeyle düşünen insan, 1000 kelimeyle ya da 10.000 kelimeyle düşünen insan aynı olabilir mi? Hayır. Hele bu farklı diller de olunca... Bunları çünkü kafanda tutuyorsun. Bu ne demek? Beyinde sinirler arasında daha fazla bağlantı kuruluyor. Bu senin çok daha geniş düşünmeni sağlıyor. Ve bunu dil dışında bu kadar sağlayabilen başka bir alan, unsur var mı onu da bilmem. Bence dil, beyni en çok gençleştiren, beyni en çok geliştiren alan olabilir. Çünkü kendini zorlamak zorundasın. Şimdi mesela iki dil düşün; sen bir tane dilde bardak kelimesini öğrendin, sonra İngilizce öğrendin. Diyorsun ki "cup". Şimdi beyin onların arasında bağlantı kuracak. Bir tane daha dil, onların arasında bağlantı kuracak. Bir keline daha mı? Bir bağlantı daha oluyor. Ve bir insan sürekli bu dilleri kullanıyorsa inanılmaz durum ortaya çıkıyor. Gerçekten çok farklı bakmaya başlıyor dünyaya. Bildiğim dillerin ait olduğu farklı kültürler, farklı aitlikleri var. Farklı bakış açılarından bakabiliyor olmak sizi bir üst noktaya taşıyor.
Siz 7 dil biliyorsunuz. Bu diller hangileri?
Ben bugüne kadar 17 dil üzerine çalıştım ama 7'sini konuşuyorum. Rusça, Türkçe, İngilizce, Fransızca, Arapça, İspanyolca ve Endonezce. Şu an İtalyanca öğreniyorum. Önceden Çince öğreniyordum, birkaç kez başladım bıraktım. Sonrasında yine devam etmeyi düşünüyorum buna. Bir de Farsça ve Almanca öğrenmek istiyorum. Bu bir bağımlılık haline getiriyor aslında. Bağımlı oluyorsunuz, duramıyorsunuz. Çünkü bu sizin aynı zamanda yeteneğiniz olmaya başlıyor. Benim hayatım boyunca en çok yatırım yaptığım alan o olduğu için onu kesinlikle geliştirmeye devam etmem gerekiyor. Neden? Çünkü ben hem öğretmenim, hem tercümanım, hem bir dilbilimci olarak çalışma yapmayı düşünüyorum. Dolayısıyla poligot birisi olarak daha çok yatırım yaparsam, insanlara daha çok fayda dokunacağını düşünüyorum.
Poliglot olmak hayatınıza ne kattı?
Ne katmadı ki? Sana şöyle diyebilirim; sanırım poligot olmak ve Kiram özdeşleşmiş. Aynı kavramlar. Yani bunu çıkardığında sanki geriye bir şey kalmıyor. Elbette var ama bu benim kimliğimi, en büyük unsurumu oluşturan bir şey. Sanırım poliglotluk hem itibar, hem anlayış, hem yaratıcılık, hem empati seviyesi konusunda her yönden beni geliştirmiş oldu. Ve her kapıyı açıyor biliyor musun? Çünkü şöyle; mesela bir yere gidiyorum ve orada mesela belki teklif alıyorumdur. İnsanlar bunu duyunca diyorlar ki "Ben de istiyorum ki bu insan benimle çalışsın." Sürekli iş teklifleri geliyor veyahut bazen hocalarım tarafından sürekli asistanlık teklif ediliyor. Çünkü birçok dili bilmek şu anlama geliyor; bir kere bu insan sorumluluk sahibi. Bu insan böyle heveslenip sonrasında "A işte yapamadım" diyecek bir insan değil. Bu da bence çok önemli. Kendi işini de kuracaksan, bir yerde, akademide de çalışacaksan devamlılık son derece önemli. Devamlılık olmadıkça insan hiçbir şey yapamaz ki. Başladığı her işi bırakır o zaman.
Poliglot olmak sizi işinizde öne çıkarmış olmalı. Kariyerinizde size ne gibi avantajlar sağladı?
Dediğim gibi... Öne geçiriyor biliyor musun? Ve şu da var; bir alanda uzman değilsen bile insanın dil bilmesi sanki her şeyi yapabileceği anlamına geliyor insanların gözünde. Örnek veriyorum; mesela ben ihracatta da çalıştım, aslımda hiçbir alakam yok, alıyorlar ama. Örnek veriyorum başka bir alan, emlakçılık mesela ya da başka bir şey... Evet Farklı kılınan bir özelliğiniz var, sıradan insanlardan parlayarak öne çıkıyorsunuz. Dediğim gibi mesela bir şey bilmiyorsan bile seni çağıracaklar. Çünkü gerçekten dilleri bilmek insanlara güven veriyor. Yani ben bunu öğrencilerimde de görüyorum. Her anlamda tabii ki de. Bu iş anlamında, özel sektör olsun, devlet olsun ya da mesela sendikalar, herhangi bir durumda sizi herkesten bir adım öne atıyor. 2 dil bildiğinizi düşünün; 3, 4 hatta 5... Dil bilmeniz ne kadar büyük bir avantaj sağlıyor. Ama tabii ki de bunun için devamlı olarak kendimizi geliştirmemiz gerekiyor. Disiplinle çalışmanız gerekiyor. Çünkü dillerde "Ben bildim, bitti" diye bir durum yok. Vallahi ben 10 senedir bunlar üzerine çalışıyorum, her gün yeniden cahil olduğumu keşfediyorum. Mesela Türkçe ya da İngilizce ikisi de benim ana dilim gibi ama her gün yeni bir şey öğrenebiliyorum. Çünkü bu böyle; bizim tamamen "İşte ben dilleri biliyorum, ben bunu öğrendim" diyebileceğimiz bir durumumuz yok. Dillerde seviye seviye ayrım var, ben buna çok inanmıyorum. Çünkü C1 olabilirsin ama yine de birçok şeyi anlatamıyor da olabilirsin. Ana dilimizde bile çünkü bazen bilmediğimiz şeyler oluyor. Dil öğrenirken zorlanılan yerler elbette olabilir ancak avantajlarının daha çok olduğunu düşünüyorum.
Dil öğrenirken zorlanan birisine önerileriniz neler olur?
Disiplinli ve düzenli çalışmak, konuşmaktan korkmamak vereceğim en iyi tavsiye olur sanırım. Konuşurken hata yapmaktan çok çekiniyor dil öğrenen kişiler. Ancak ne kadar hata yaparsak o kadar iyi bir durum bu. Çünkü düzeltip öğrenebileceğimiz daha çok bilgi var demektir. Vereceğim bir diğer tavsiye öğrenecekleri dili rutinlerine entegre etmeleri gerektiğidir. Günlük hayatınızın bir parçası olmalı. Öğreneceğiniz dilde dizi ya da film izlemek, şarkı dinlemek, yazı yazmak ya da video çekmek sizi ilerletir. Korkmadan konuşmalısınız, hatasız olmalı diye düşünülmemeli. Vereceğim en iyi tavsiye bu olabilir.