5 Kasım 2012 Pazartesi

Sanal alemi gerçeğe dönüştürdüler


Nimet PAMUKÇUOĞLU

Çocukları ile ilgili konuları paylaşmak amacıyla 2003’te kurulan Ankaralı Anneler Grubu (http://groups.yahoo.com/group/Ankaradakianneler/) kendi çocuklarının dışında sevgiye, ilgiye ve maddi desteğe ihtiyaç duyan diğer çocukları ve ailelerini de düşünüyor. 
Ankaralı Anneler Grubunun üyeleri, önceleri sanal alemde başlayan dostluklarını ve paylaşımlarını, Yeni yıl, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı  gibi özel günlerde düzenledikleri Anne ve Çocuk Balolarında bir araya gelerek  gerçeğe çevirdiler. 

Grubun kurucu üyesi Gökçen Kılıç (Uzman) Terspiramit ekibinin sorularını yanıtladı;
Böyle bir grup kurmak nereden aklınıza geldi?
Oğlum doğduğunda onunla ilgili sorular sorabileceğim, danışabileceğim, konuşabileceğim hiç kimse yoktu etrafımda. Daha doğrusu vardı ama herkes sanki bir şeyleri geçiştiriyordu. Bir yerlerde benim gibi arayış içinde olan, çocuğuyla kafayı bozmuş anneler mutlaka vardır diye düşünürken internette tesadüfen anneler grubunu buldum. Orada tüm Türkiye'den bir grup anne ile yazıştık. Bir süre sonra biz Ankaralı Anneler,  grup genelini çok meşgul ettiğimizden dolayı uyarı aldık. Bunun üzerine de Ankaralı Anneler Grubu olarak ayrı bir grup kurmaya karar verdim ve benim gibi annelerle birlikte olmaktan çok mutluluk duydum.
Şu anda grubunuzda kaç üye var?
İlk önceleri aramızda tam olarak ne konuşacağımızı veya ne paylaşacağımızı bilemez 3-5 kişi iken bugün sayımız 450'yi geçti. Gerçekten bir aile olduk. Herkes birbirinin iyi gününde, kötü gününde yanında dertlerini-sevinçlerini tüm samimiyetiyle paylaşıyor. Çocuklarımız büyüdüğünde “ben senin bebekliğini bilirim” diyebileceğimiz kadar birbirimize yakınız.
Yardım çalışmalarınız nasıl başladı ve kimlere ne gibi yardımlarda bulunuyorsunuz?
Çocuklarımız büyüyüp de elimizde kıyafet, oyuncak birikmeye başlayınca bunları en iyi şekilde nasıl değerlendirebiliriz diye düşünmeye başladık. Üye annelerimizin hepsi çeşitli kurumlarda çalışıyor ve belirli bir bütçeye sahipler. Fakat ufak bir katkı ile inanılmaz sonuçlar elde edebiliyoruz. Kullanılmış ama iyi durumdaki kıyafetlerimizi, oyuncaklarımızı hastanelerdeki ihtiyaç sahibi ailelerimize ellerimizle dağıtıyoruz. Topladığımız nakit paraları hastane yönetiminin yönlendirdiği kişilere veriyoruz.        
Yalnızca hastaneler değil çocuk yuvalarındaki ve sevgi evlerindeki kimsesiz çocuklarımız da bu ilgiden nasibini alıyor. Elimizden geldiğince ve zamanımız el verdiğince buradaki çocuklarımızla da ilgilenmeye çalışıyoruz. 23 Nisan Çocuk Bayramında partiler düzenliyor,  hediyeler veriyoruz.
Teşekküre, takdire veya reklama ihtiyacımız yok. Yardımlarımızın bize tattırdığı manevi hazla gençleşiyoruz diyebilirim.

Grup üyeleri,  nasıl üye olduklarını şöyle anlatıyorlar:

Zeynep Yağız (36), Dış Ticaret Uzmanı: Bu güzel annelerle tanışmam, oğlum sayesinde oldu...ilkokula başlayan oğlum ANKAN annelerinden  ikisinin oğluyla aynı sınıfta olunca kaynaşmak zaman almadı.
Sevgili kurucumuz, Gökçenimiz ve organizasyonların yıldızı Özlemciğim ile çok sıcak bir tanışmadan sonra, "bizim bir grubumuz var... Ankaralı Anneler... sen de mutlaka bizimle olmalısın" çağrısına kayıtsız kalmam imkansızdı.
Karşılıksız bir araya gelen, sadece yardım ve destek için çalışan bu muhteşem annelerin arasında olmaktan gurur duyuyorum...
Burçin Üstün Kılıç (34), Bilgisayar Programcısı : Böyle bir grup olduğunu bir arkadaşımdan duydum ve  üye oldum. Aynı zamanda aralarında olmaktan çok mutluyum.
Sevgim Toprak (36), Mimar : Ankaralı Anneler Grubu ile oğlum doğduktan kısa bir süre sonra,  “ne yedirmeliyim? Hangi doktora götürmeliyim?” gibi sorularıma cevap ararken tanıştım.  Grubun kurulduğu ilk yıllardan bu yana arkadaşlarla birlikteyim. Birçok etkinliğe katıldım.
Songül Bilge (39), Yönetici:  İşyerinde oda arkadaşımın anlatımları ve paylaşımlarından etkilenerek “bende orada olmalıyım” dedim ve üye oldum.  Grubumu, paylaşımlarımızı seviyorum. 

2 Kasım 2012 Cuma

100 YILLIK BİR YAŞAM


Sabiha KOÇ

Takvim yaprakları düşerken zamanın girdabına her gün bir adım daha yaklaşıyoruz beklenen sona. O son bazen beklenmedik bir anda gelirken, bazen beklesen de gelmiyor. Ortalama yaşam süresinin yetmiş olduğu bir dünyada, yüz yaşına kadar yaşayabilmiş bir insan. 1900’lerin ilk çeyreğine dayanıyor doğum tarihi Ayşe Koç’un. Okuma yazma öğrenememiş o zamanın şartlarında. Bir zamanlar insanlar radyodaki sesin sahibini hayal bile edemezken, biz teknolojinin uç noktalarında yaşıyoruz. Bugün eski zamanların tanığına sorduk.



Merhaba, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Adım Ayşe Koç. 100 yaşıma geldim. Hiç rahatsızlığım yok. Okuma yazma bilmem kızım. Guccular (Ankara’nın Güdül ilçesinin kuşçular köyü)  köyüne gelmiş babam, orda doğduk büyüdük.

Bir gününüzü anlatır mısınız?
Akşama kadar televizyon açık, ben de seyrederim. Ama ne anlatırlar anlamam. Yorulmazlar mıy ki her gün her gün.

Kaç yaşında evlendiniz?
15 yaşında vardım. Askere giderken nişan taktılar. Bana göz koymuş da. Kaç yaşındasın dediler 18 dedim, boylu posluydum. Geycekleri giydirdiler, eşeğe bindirdiler. Mayısta gelin oldum. Kirazlara yalancı ben düştüydü. Askere gitti hiç görmedim evlenene kadar. Babası Balkan muharebesinde şehit düşmüş, anası 25yaşında dul kalmış. Bi de kaçak gelince koymuş karnına. Her gün yemeninin ucunu bağlarmış, o gün bağlamamış.

Kaç tane çocuğunuz var?
Yedi tane. Yedisi de duruyor daha. Ama biri bebekken öldü. Üç günlük bebekle kaşa çıkmışım, iki ay öksürük çekti.

Doktora götürmediniz mi?
Toktor moktor ne bilem kızım.

Çocuklarınızı nasıl büyüttünüz?
Mememizle emzirirdik ayılana kadar. Sonra ekmekle pekmez verdim. Pekmeze ekmeği doğrardık yirdi Memet. Üzümü toplar pekmez kaynatırdık. Bulgur pilavı, tarana aşı yapardım. Soğan, samsak hepicüğü alınırdı çarşıdan.

Kocanız ne iş yapardı?
Ne işi yapsın kızım. Çokca bağ kazardı. İğneden ipliğe kadar hiçbi şisi yoktu. 35 kaymaya talla aldı.Düven sürdük, harman kaldırdık, gebe karnımla iğde bozardım. Düşsem karnım yarılır mı derdim. Övez bozardık. Çukurbağ’da vardı iki dal, mezarın arkasında vardı üç dal.

Eşiniz yaşıyor mu?
Yok kızım 30 sene oldu öleli. Ben 70 yaşında mıydım neydim hesap bilmem. O da 77 yaşında çıktıydı o zaman.

Allah rahmet eylesin. Ankara’ya gittiniz mi hiç?
Biz nerden gidem. Herüflee eşeklernen üzüm satmaya giderdi. Ben hiç gitmedim. Üç günde oraya varırlardı. Armudnan almaynan cincan pazarına giderlerdi.

Atatürk’ü hatırlar mısın nine?
Atatürk’ü görmezdik biz. Ölünce madannan Kemal’in adını Kemal koymuşlar. Bende Mustafa koydum. Mustafa Kemal ya.

Soyadınızı ne zaman aldınız?
Eskiden lakap vardı, sarı isin, topal Ahmet, ağa, dayı derlerdi. Atatürk gelince soyadı çıktı. Seninki çiftçi, seninki karaca derken bizim Osman’a da koç demişler. Hayvanlarımız vardı ondan herhal.

Başka ne yaptı Atatürk?
Şapkayı Mustafa Kemal çıkardı. Takke vardı içi fesidi püsküllü,takkeyi yırttılar şapkayı taktılar.Mucburiydi. Bizim Memet hala takar şapkasını. O zamanlardan kalma bu adet.

Muharebeleri hatırlar mısın Ayşe nine?
Haymanaya gavur gelmiş. Topların sesini biz evden duyardık, palada yatarken. Bizim köylü Hasan gavurlan içine atlayıvermiş ölmüş. İki tane bebeği vardı. Hafız amca vardı. Düşmanın içine gitmiş de onlardan olmuş. Onu vurmamışlar. Yedi sene sonra mantar gibi çıkıp gelen oğlum diye sarılıverdi anası.

Daha başka hatırlıyor musun nine?
Ben bi cahil insanım bişi bilmem.

Sağol nine yorduk seni.Var mı bize söylemek istediğin başka bi şey?
Ben artık ölecem kızım, siz hoşçakalın.

22 Ekim 2012 Pazartesi

Af öğrencileri için dersler değil şartlar zor


Ayşegül ÖMÜR

Öğrenci Affı olarak bilinen ve 2011 yılında yürürlüğe giren 6111 sayılı yasayla bıraktıkları yüksek eğitime devam hakkı kazanan 40-60 yaş aralığındaki yetişkin öğrencileri, derslerden çok derslere devam zorunluluğu ve okulların yetersiz koşulları yoruyor.
Kendilerini yeniden öğrencilik yıllarında bulan yetişkinler, artık eski yaşlarında ve ölçülerinde olmadıklarından, dersliklerin küçük ve sıraların sıkışık düzendeki yerleşimlerinden rahatsız.
Günde 4-6 saat arasında, ayak ayak üstüne bile atamadıkları sıralarda oturup ders gören yetişkin öğrenciler, sırt, bel ve boyun ağrılarından yakınıyorlar. Bu yaşta ders çalışmanın, sınavlara girmenin kendilerine zor gelmediğini ifade eden yetişkin öğrenciler, devam zorunluluğu olmaması halinde dersliklerde daha az zaman geçirerek, daha rahat uyum sağlayabileceklerini düşünüyorlar.
Devam zorunluluğunun yanı sıra, yetişkin öğrencileri, bazı derslerin çok erken saatlere konması, İletişim Fakültesi yerleşkesinde bir kütüphanenin olmaması, ders aralarındaki uzun boşlukları ve okulun fiziksel yetersizlikleri zorluyor.
Af öğrencileri, gençlik yıllarında bu gibi sorunları dert etmediklerini, ancak bulundukları yaş ve konumları gereği artık daha konforlu ortamlar aradıklarını, geç öğrencilikte en çok bu yüzden sıkıntı çektiklerini söylediler.

Yeniden Gazi İletişim’li olan bir grup yetişkine yönelttiğimiz “ Bunca yıl aradan sonra döndüğünüz öğrencilik hayatı size zor gelmiyor mu,  karşılaştığınız güçlükler nelerdir?” sorusuna verdikleri yanıtlar şöyle:
Faruk Şen (61), Çankaya Belediyesi Çevre Koruma Müdür Yardımcısı:
“Devam mecburiyeti olması ve bazı derslerin çok erken saate konması, aynı zamanda çalıştığım için iş yerine de gitmem gerektiğinden artı yük getiriyor. İşlerimi aksatmamak için cumartesi, pazar günleri mesai yapmak durumunda kalıyorum. Dersler arasındaki boşlukların uzun olması, fakültede bu boş zamanımızı değerlendirecek bir çalışma salonu ya da kütüphanenin olmayışı, bir arada ders gördüğümüz genç öğrencilerle aramızdaki büyük yaş farkı gibi nedenler beni zorluyor. Ama lisans eğitimimi tamamlamak, intibak yasası gereği iş hayatımda bana artı haklar sağlayacağından bu sıkıntılara değeceğini düşünüyorum”.
Erdal Şirvanlı (55), Emekli:
“Ben oğlumla aynı zamanda üniversite okuyorum. Çocuğum yaşındaki gençlerle aynı sıralarda oturmak, aynı ortamda bulunmak kolay değil, insanın zoruna gidiyor. Gençler davranışlarında çok rahatlar. Öyle ki, örneğin yemekhanede yemek yedikten sonra boş tabaklarını, artıklarını toplamadan masadan kalkıyorlar. Biz, önce pis masayı temizleyip öyle oturmak zorunda kalıyoruz. Bunlar bana çok ters geliyor”.
Serpil Peksağlamlısoy (40), Çalışmıyor:
“Kayıt aşamasında oldukça zorluk çekmiştim. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesinden ön lisans diplomasıyla Gazi İletişime geçiş yaptım. Buna rağmen, tamamlamış olduğum ve muaf olmam gereken birinci sınıf İngilizce dersini kabul edilmediğinden yeniden okumak durumunda kaldım. Fakültemiz Gazi kampusünden uzak olduğundan, hem boş saatlerimizi değerlendiremiyor hem de etkinliklerden uzak kalıyoruz. Bazı derslerin sabah 8:30’da başlaması, evim çok uzak olduğundan bana çok zor geliyor.”
Özlem Ertan (41), EMESYS Ltd. Şti. Yöneticisi:
“Hem çalışıp hem okumak, aynı zamanda evdeki aile düzenini sürdürmek, devam mecburiyeti de olması nedeniyle bizi zorlayan etkenlerden. Ben üç sınıftan birden ders alıyorum ve bazı ders saatlerim çakışıyor. Bazı derslerimin de aralarındaki saatler çok uzun olabiliyor. Beklerken ders çalışacak bir yer olmaması, park yeri sorunu gibi fiziksel koşulların yetersizliği de diğer zorluklar”.
Hulusi Çay (55), Sayıştay Denetçisi:
“Derslerin işle birlikte yürütülmesi yorucu oluyor, ancak manevi tatmin duygusu veriyor. Bu benim ikinci üniversite tahsilim. Mezun olduğum Siyasal Bilgiler İktisat-Maliye Fakültesindeki derslerle şimdiki derslerin paralel olması bana kolaylık sağlıyor. Sınıf arkadaşlarıyla aramızdaki yaş farkı ve benim içine kapalı yapım nedeniyle yeterince bilgi alışverişinde bulunamıyorum. Devam zorunluluğu, dersliklerin ve okulun fiziksel yetersizlikleri bu yaşta eğitim görmenin zorlukları. Gazi Üniversitesi Ankara’nın köklü eğitim kuruluşlarından birisi. Buradaki şartları Türkiye’den soyutlamak mümkün değil. Burada bu kadar zorluk varsa, taşradakileri düşünemiyorum bile”.
 Satılmış Çayırlı (55), Bağkur Emeklisi:
“Geç yaşta öğrenciliğin bana zor gelen tarafı devam mecburiyeti. Yaş farkından dolayı genç öğrencilerin bizden rahatsız olabileceğini düşünüyorum. Üniversitede 08.30’da derse başlamayı çok erken buluyorum. Okulun fiziksel şartlarındaki yetersizlikler, öğrencilerin yararlanacağı bilgisayarların az sayıda ve genellikle arızalı durumda olması gibi olumsuzluklar hoşuma gitmiyor”.



11 Ekim 2012 Perşembe

Atalay: İletişimciler işsiz kalmayacak


Büşra DEMİRCİ

Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay, iletişim fakültesi öğrencilerine “Yılmadan çalışın, başaracağınıza inanın” dedi.

Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay  Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesinde düzenlenen "Basının Güncel Sorunları" konferansında iletişim fakültesi mezunlarının istihdam alanlarının aslında çok geniş olduğunu belirterek, öğrencilere ”Yılmadan çalışın, başaracağınıza inanın” dedi. Mehmet Atalay İletişim Fakültesi öğrencilerine “İşsizlik sorunu sizleri üzmesin, kamudaki her birimin, iletişim departmanına ihtiyacı var” diye konuştu. .

Basın İlan Kurumu’nun bünyesinde yeni açılan şubelere iletişim mezunlarının alındığını söyleyen Atalay,  kuruma en son eleman alımının 82 puanla kapatıldığını belirtti. Basın İlan Kurumu Genel Müdürü,  Anadolu’da bulunan basın kurumlarının elaman bulmakta zorluk çektiğini belirterek, “Anadolu şehirlerinde maaşlar düşük ama iş bulabilirsiniz” diye konuştu.

“70 milyonluk ülkenin 500 bin basın elamanı ihtiyacı var”
Basında şu an 100 bin eleman çalıştığını ve bunların sadece 10 binin sarı basın kartına sahip olduğunu belirten Atalay, kurum olarak iletişim mezunlarının haklarını korumaya çalıştıklarını söyledi.

 “Yerel basında gazete sayısını düşürterek kaliteyi artırdık”
Mehmet Atalay, yerel basında kurum olarak gazete sayısını düşürmelerinin kaliteyi artırdığını belirtti.  Yerel basının önemini vurgulayan Atalay, İstiklal Marşını ilk yayınlayan Açıksöz gazetesini örnek olarak gösterdi. Atalay, “Gazetenin İstiklal Marşı'nın yayımlandığı orijinal nüshası, Kastamonu Halk Kütüphanesi'nin arşivinde bulunuyor.  Mehmet Akif Ersoy Kurtuluş Savaşı sırasında, Açıksöz’de yazılar yazdı ve savaş döneminin hissiyatını konu aldı. Açıksöz’de şu an üç iletişim mezunu çalışıyor, bu durum beni çok sevindiriyor.” diye konuştu.

“Eleman alımı sırasında adaletsizlikler yaşanıyor”
Mehmet Atalay, Yayın kuruluşlarında söz hakkı bulunan kişilerin ”Oğlum Beşiktaşlı maçlara kolay girmesini sağlayın, arada sırada da haber yapsın” gibi ilginç istekleri olduğunu belirterek,  öğrencilere “Bu gibi haksızlıklar sizi karanlığa götürmesin, farklı olduğunuzu gösterin ve bu işi sizin hak ettiğinizi ispatlayın” dedi. Staj döneminin sadece okulun verdiği belgeyi doldurmak olmadığını vurgulayan Atalay, öğrencilerin staj dönemini daha ciddiye almaları gerektiğini söyledi.
Konferansın sonunda Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı  Prof.Dr. Zakir Avşar, Mehmet Atalay’a bir plaketle teşekkür etti.

10 Mayıs 2012 Perşembe

ANKARA’DA YAMAÇ PARAŞÜTÜ YAPMAK





Elif ERSÖZ

Rüzgar, ağırlık ve pilotun kas gücü dışında enerjiye ihtiyaç duymayan, uçmak için dizayn edilen, ayak gücüyle havalanan bir kanat olan yamaç paraşütü, birkaç yenilikçi havacı tarafından 1980’li yılların başında icat edildi.
Eğitimci Serdar Tur, Ankara’da yamaç paraşütü yapmak isteyenler için sorularımızı yanıtladı.  Dört yıldır yamaç paraşütüyle ilgilenen Serdar Tur’un 300’denfazla uçuşu ve 150’ye yakın uçuş saati var.

Yamaç paraşütünü nasıl tanımlarsınız?
Yamaç paraşütü atlayış yapmak değildir. Yamaçtan kalkış yapmaktır. Doğal olarak uçmaktır. Herhangi bir motor yok. Kuşlar gibi doğayı kullanarak saatlerce gökyüzünde kalıp ( 6-7 saat ), kilometrelerce uzaklara uçabilmektir ( 250 km ). Kısaca kalkış ve inişten bahsedecek olursak kalkış tepeden koşarak kanadı tepemize getirerek yapılır, iniş ise hareket eden araçtan yavaşça inmeye benzer.

Yamaç paraşütü sporcusu olmak için gereken nitelikler nelerdir? Eğitim almak gerekir mi?
Uçmak için eğitim almak şart.  Kendi başına öğrenilebilecek bir spor değil. Türkiye’de bu sporun gelişmesinde üniversite kulüplerinin önemli bir payı vardır. Üniversite kulüplerinin yanında özel eğitim veren uçuş okulları var. Peki uçmak için gereken şartlar nelerdir dersek, fiziksel bir engeli olmayan herkes uçabilir. Boyu, kilosu ve yaşı ne olursa olsun. Ben 16 yaşında uçan da tanıyorum. 60 yaşında uçan da.

Yamaç paraşütü Ankara’da nerelerde yapılıyor?

Ankara‘da Gölbaşı‘n da üç tane eğitim tepesi var. İsimleri Racon tepe ( 180 metre ), Hatıra tepe (80 metre ) ve Recayi tepe (60 metre ). Bu tepelerin üçü de Konya yolu üzerinde Gölbaşına yakın. Genelde eğitimler için o tepelere gidiyoruz. Yazın ise ileri seviye eğitim için Ayaş ve Güdül’deki tepeleri tercih ediyoruz. Ama kalkış ve iniş yapılacak bir yeri olan, çevresinde tel gibi uçmaya engel olacak bir şeyler olmayan hemen hemen her tepeden uçulabilir.

“Kurallara uyarsanız canınız yanmaz”

Sizce yamaç paraşütü güvenli bir spor mudur?
Her şeyin bir kuralı olduğu gibi yamaç paraşütünün de kuralları vardır ve söyle bir laf vardır yamaç paraşütünün kuralları kanla yazılmıştır. Yamaç paraşütünü bir oyun gibi düşünün kurallarına uyarsanız canınız yanmaz ve zevk almaya başlarsınız. Kurallara uyduğunuz sürece trafikte araba kullanmaktan daha güvenlidir.  Eğitim almak bu aşamada çok önemli oluyor. Biz gelen öğrenciye ilk başta başlangıç eğitimi, daha sonra kulüp pilotluğu eğitimi ve en sonunda pilotluk eğitimi veriyoruz. Yani aşama aşama. Sadece pilotluk eğitimini bitirmiş kişiler, yani havayı okuyabilen, ne tür bir havayla karşılaşabileceğini bilen, başına gelebilecek acil durumlarda müdahalesini bilen ve bunu uygulayabilen kişiler kendi başlarına uçmaya başlarlar. Bu da yıllarınızı bu spora vermek demektir.

Uçmak… gökyüzünde dans etmek…
Uçmak, eski çağlarda insanların hayal bile edemediği bir şeydi. Yüzyıllar boyunca hayallere, rüyalara girdi, sonra havada süzülebilen oyuncaklar yapılmaya başlandı ve insanlı ilk uçuşla birlikte, insanlık için hayal olmaktan çıkıp insanlar için hayal oldu, çünkü sadece seçilmiş, üstün yetenekli iyi eğitilmiş insanlar uçmanın keyfini yaşadılar. Son yüzyıl içinde ise havacılık olağanüstü gelişti, insanlar sportif havacılıkla uçmanın keyfini yaşadılar. Ve sonunda yamaç paraşütü sporu kuşlarla gökyüzünde dans etmenin en kolay, en kısa ve en ucuz yolu olarak karşımızda duruyor.


Özlem Uzel  bir yıldır yamaç  paraşütü sporu yapıyor. Bu spora yükseklik korkusunu yenmek için başlamış ama sonra vazgeçilmez olduğuna karar vermiş ve şimdi fırsat buldukça uçuyor.
Yamaç paraşütü yapmak size neler hissettiriyor?
Bence hayatta bundan daha heyecanlı başka bir şey yok. Aslında sporun her dalıyla ilgileniyorum, ama bu bambaşka bir şey. Yapmak isteyenler için söyleyeceğim tek şey asla ertelemesinler. Profesyonel olarak yapanların ise  önünde saygıyla eğiliyorum, tek kelimeyle müthiş.

“Ürkütücü ama inanılmaz güzel”

Bu spora başlama amacınızın yükseklik korkunuzu yenmek istemeniz olduğunu söylemiştiniz peki yararı oldu mu?
Tabi ki oldu, olmasa hala bu kadar istekli olmazdım. Hala aynı heyecanla yapmayı istiyorum. Üstelik türbülansa girince bambaşka bir heyecana kapılıyor insan ve o an işte budur diyorsunuz. Bunu yapmak belki çok ürkütücü ama inanılmaz güzel.

Bu sporu herkes yapabilir mi ve size ne kadara mal oldu?
Yanında gözetmenle birlikte yapabilir. Bana bir seferliği 300 liraya mal oluyor. Ama  ekipmanlara sahip olsam daha uygun bir maliyeti var. Onlara sahip olmak da oldukça pahalı ama tutkunları için en güzeli.

Sizce bu sporu yapmak ne derece güvenli?
Yanımda gözetmen olduğu için ve kontrol bende olmadığı için bana pek güvenilir gelmedi, ama ben tek başıma yapıyor olsam tabi ki de oldukça güvenli derim. Mesela ben dalgıçlık da yapıyorum, orada bütün ekipmanlarımı ben kontrol ettiğim için hiç güven sorunu yaşamıyorum. Ama ilk yaptığımda yere indiğimde hemen annemi arayıp ona, onu çok sevdiğimi söylemiştim.


Merve Karadağ ise yamaç paraşütüyle yeni tanışanlardan. Okuduğu üniversitenin kulübü vasıtasıyla bu spora başlayıp daha sonra bu tutkusundan vazgeçememiş biri olarak merak edilen sorulardan birini yanıtladı…

Bir öğrenci olarak bu spora nasıl başladınız?
Çok istediğim hayalini kurduğum bir spordu.Okulda afişini görünce hemen belirtilen yere başvurdum.Teorik dersleri aldım sonra sınavına girdim ve kazandım. İlk başlardaki hevesten çok bende bir tutku haline geldi ve hafta sonlarını iple çekmeye başladım. Gazi Üniversitesi Havacılık Kulübüyle birlikte uçuyorum. Yamaç paraşütüyle ve bizimle ilgili merak ettiklerinize http://www.gazihavacilik.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz.

8 Mayıs 2012 Salı

Tüp mide yöntemi zayıflatıyor


Tüp mide yöntemiyle ayda ortalama 8-10 kilo veriliyor ve yüzde 80 başarı sağlanıyor.
Cansu YILMAZ
Yıllardır kilo problemi yaşayan Seda Gülgeç, tüp mide ameliyatından sonra beş ay içinde 35 kilo verdi. Gülgeç şunları söyledi:
“Kilo vermeye çalıştıkça tekrar tekrar aldığım kilolar nedeniyle bu ameliyatı olmaya karar verdim. Yedi yıldır kilolarımla uğraşıyordum, denemediğim yöntem kalmamıştı. Uzman eşliğinde diyetler, spor programları, akapunktur, türlü zayıflama ilaçları vs. Bütün denemelerin sonucunda kilo verdiysem bile bıraktığımda fazlasıyla geri aldım. Artık eğilemiyor, yürüyemiyor, kıyafet bulmakta zorlanıyordum. Sürekli acıkıyordum ve çektiğim sıkıntılara rağmen yemek yemeyi durduramıyordum. Sonunda Ankara Numune E.A Hastanesi 6. Cerrahi kliniğinde ameliyat olmaya karar verdim.”
Ameliyat sonrası ilk ayda hiçbir şey yiyemediğini belirten Seda Gülgeç, suyu bile ölçüyle içtiğini söyledi. Gülgeç, ilk altı aydan sonra 6. Cerrahi diyetisyeni ile birlikte kendisi için hazırlanan yeme-içme programıyla düzene girdiğini belirterek şöyle konuştu:
“Gün geçtikçe incelmeye, rahat rahat hareket etmeye başladım. Ameliyattan önce 130 kiloydum. Ameliyat sonrası 5 ay içerisinde 35 kilo verdim. Ve sonunda bu ameliyatı olmakla hayatımdaki en doğru kararı vermiş olduğumu anladım.”
Ameliyatı gerçekleştiren Ankara Numune Hastanesi 6. Cerrahi Klinik Şefi Prof. Dr. M. Fatih Avşar, bu ameliyatı 18-65 yaş arasında en az 5 yıldır aşırı kilo problemi olan, ameliyat dışı yöntemlerle kilo verememiş kişilere uyguladıklarını; kan pıhtılaşması, ciddi kalp hastalıkları, solunum problemi olanlara ise bu yöntemi uygulamadıklarını belirtti.

Tüp mide ameliyatı nedir ?
Tüp mide ameliyatı obezite cerrahisinde özellikle son yıllarda artan oranda kullanılan yöntemlerden biridir. Yıllardır daha komplike bir ameliyatın ilk aşaması olarak kullanılmış, son yıllarda tek başına da etkili bir obezite ameliyatı olarak kabul edilmiştir. Bu ameliyatta mide hacmini daraltmak için midenin yaklaşık üçte ikisi dikey olarak kesilip çıkarılır. Bırakılan midenin hacmi 100 ml olup, kabaca tüp şeklindedir. Bu ameliyat esas olarak midenin çıkarılan kısmından salgılanan Ghrelin adı verilen hormon nedeniyle de iştah kontrolü ve doyma hissi üzerinde çok etkili bir ameliyattır.

4 Mayıs 2012 Cuma

Her şeye rağmen güzeldir aşk…


Elif ERSÖZ

“Aşk acı çekmektir” derdi, ama eklerdi diğeri hemen: “Aşk çektiğin acıdan memnun olmaktır, o acıya rağmen mutlu kalabilmektir…”
Böyle miydi gerçekten? Uzak yakınlarda ararsın ya bunun cevabını, iki satıra  mahkum edemezsin o derin duyguyu. Ona bağışladıklarından daha özgür değildir hiçbir şey. Beyazın ve masumiyetin hüküm sürdüğü bir coğrafyada, baktığın gördüğün hiçbir şeyden daha değerli değildir senin için. Kabullerin, inkarların hepsi de o kocaman denizde kıyıya vurmuştur. 24 saate sığmayan zamanlarda, hesapsız  uğraşların içinde çırpınırsın o mutlu olsun diye…
Aşkı sorgulamak sığ beyinlerin işi değildir, onu hissetmek derinine inmek gerekir. Hani “Yaşamayan bilmez” deriz ya işte o da değildir Aşk…O içten içe kanatan yanıyla içimizdeki başka karakterlerinin doğumuna sebep olan en güçlü döldür.
Çılgınlıklara gülüp geçenlere kahkahalar atabilmektir. Uç noktalara dokunabilmek, sessizliğindeki buruklukla bile yaşama sevincini hatırlatabilmektir. Yıldızlara aynı anda aynı duygularla seslenip onlara mucizelerin imkansız olmadığını anlatabilmektir…
Zamanla  aldığın solukları duymaz olursun, çünkü sadece onunkiler vardır. Sancıların başlar sonrasında, bir tek onunla istersin her şeyi, onun da seninle. Zamanın şekil değiştirdiği ve senin biçimlendirmene izin vermediği andasındır. Korkuların oluşur ardından yutkunamadıklarına dönüşür bir bir...
Rüzgar saçlarını dağıttığında, bir müziğin tınısında, şehrin ışıklarında, gittiğin yollarda her yer ve her şeyde hayali vardır. Kırgınlıklara dönüşen anların bazen hüsranların, hasretlerin yaraların içinde, ateşi söndürmeden ayakta kalabilmektir. Aşk inanılası değil, düşüncede ütopik, reelde acımasız, sert ve yıkıcı ama her şeye rağmen güzel ve yaşanılasıdır. Her şeye rağmen güzeldir aşk…