5 Mart 2014 Çarşamba

Oy-una Gelme

İmren Çiçek ÖZBEK

Türkiye’de yapılan her seçimin ardından oyların hesaplanması ve seçim hilesi konuları tartışılır. Sonuçların açıklanmasıyla birlikte ortaya çıkan soru işaretleri halkın yönetime karşı güveninin eksilmesine neden olur. Bu duruma son vermek amacıyla siyasetçiler, akademisyenler ve STK üyelerinden oluşan kişiler, Temiz Seçim Platformu’nu kurdu.

Temiz Seçim Platformu (TSP), “Gerçek demokrasi için temiz ve dürüst seçim” söylemiyle yola çıkarak seçim dönemlerinde yaşananlar ile ilgili yaptığı tespit ve değerlendirmelerle oluşan problemleri ve soru işaretlerini ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

Platform hakkında detaylı bilgi alabilmek için Temiz Seçim Platformu üyesi CHP eski Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Tomanbay ile görüştüm. Tomanbay 2002-2007 yılları arasında 22. dönem CHP Ankara milletvekilliği yaptı. 2004 yerel seçimleri sonrasında Deniz Baykal'a karşı ilk muhalefet eden milletvekili idi. Bu davranışı, partiden ihracına yol açtıysa da mahkeme kararı ile CHP'ye geri döndü. Mehmet Tomanbay şimdilerde Ufuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası Ticaret Bölüm Başkanlığı yapıyor.


 Efendim Temiz Seçim Platformunu bize biraz anlatır mısınız? Ne zaman kuruldu ne amaçla kuruldu kurulmasına kim öncülük etti? Üye olma süreciniz nasıl gelişti? Platformun mevcut üye sayısı kaçtır? Üyelik nasıl olmaktadır?
Cumhuriyet Halk Partisi’nden bir grup arkadaş bu konularda çalışma yapmaya başladılar o çalışmalara bende zaman zaman katıldım. Orada çok ciddi belgelerle kanıtlanmış sahtekârlıkların olduğunu gördük. Bunun ardından bu konuda bir kamuoyu oluşturulması ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla geçen haziran ayından başlamak üzere tek bir partiden değil çeşitli partililerden ve tarafsız akademisyenlerden oluşan bir platform için çalışmaya başladık. Özellikle haziran ayındaki Gezi Parkı olaylarındaki Gezi Parkı Platformu’ndan sonra bu konu benim kafamda da canlanmaya başladı. Gezi Parkı Platformu toplumu yönlendirme açısından çok ciddi bir görev görmüştü. Bu konuda çeşitli kesimlerden siyasileri ziyaret ettim. Sayın Yaşar Okuyan sağ olsun özellikle o bu fikre çok sahip çıktı. Daha sonra bu platformu Yaşar Bey’le çok ciddi şekilde geliştirdik ve temmuz sonunda platformun kurulduğunu Ankara’da bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladık.
Platform gönüllülük esasına bağlı olduğu için resmi üyelik söz konusu değil. Biz bu platformu oluşturduktan sonra hemen hemen her partiden siyasilere, tarafsız akademisyenlere ulaştık.
 Temiz Seçim Platformunun kuruluşunu basın toplantısıyla açıklarken bildirinin altına yaklaşık 400’e yakın imza atıldı. Bu bildiriyi ve imza atanları internetteki sayfamızdan görebilirsiniz.           

Platformun kurulmasında neler etkili oldu?
Seçim süreçlerinde yapılan sahtekârlıklar ve seçimlerde şaibe olduğu iddiaları 2007 yılından sonra daha da çoğaldı. Artık pek çok gazetede köşe yazarının, pek çok televizyon programlarında konuyla ilgili uzmanların tartışmaya başladığı büyük bir sorun haline gelen seçimlere ciddi müdahale edildiği, seçmen iradesinin sandığa girdiği gibi çıkmadığı konuları hakkında ben de araştırmalar yaptım. Özellikle seçmen sayıları ile ilgili ciddi kuşkularım ortaya çıkmaya başladı. Daha önce 2010 yılında referandumdan sonra ve 2011 seçiminden sonra Cumhuriyet Gazetesi’nde bu kuşkularımı üç ayrı yazıda dile getirdim. Bu soru işaretleri platformun kurulmasında etkili oldu.

“Amacımız seçmenin farkındalığını arttırmak”
Bu platformun amacı ve faydaları nelerdir?
Platformun ana amacı seçmeni seçimlerde yapılan hilelerden haberdar ederek bu konuda seçmenin farkındalığını arttırmak ve seçmenlere sorumluluklarını anlatarak, seçmenin oyuna sahip çıkmasını sağlamak.

Türkiye’de yapılan genel ve yerel seçimler sonrasında halkın güvenini azaltan durumlarla ilgili ne gibi örnekler verebilirsiniz?
Türkiye’de özellikle 2007 seçimlerinden başlayarak seçmenlerin bir kısmında ve daha sonra basın yoluyla kamuoyuna yansıyan şekilde bir çeşitli kaygılar ve kuşkular ortaya çıkmaya başladı. Öncelikle 2007 yılından başlayarak TÜİK’in Yüksek Seçim Kurulu’na verdiği seçmen sayıları ile güvenilir akademik kaynaklar tarafından  yapılan araştırmadan sonra ortaya çıkan sayılar arasında 5 -6 milyona varan farklılıklar ortaya çıktı. Rakamlarla oynamalar başlandı, 2007 yılında 42 milyon olan seçmen sayısı 2009 yılında normalin kat kat üzeri bir artış ile 50 milyon olduğu bildirildi.

“Seçmenin iradesi sandığa girdiği gibi çıkmalıdır”
Ayrıca en önemli sorunlardan biri de anayasaya göre seçimlerden yetkili makam Yüksek Seçim Kuruludur. Yüksek Seçim Kurulu tarafsız bir yargı organıdır ve bütün seçimlerle ilgili çalışmaları Yüksek Seçim Kurulu yürütür. Seçmen listelerinin hazırlanmasını da 2008 yılına kadar Yüksek Seçim Kurulu yapıyordu ve tarafsız olduğu için her hangi bir müdahale olmuyordu. Maalesef 2008 yılında bir yasa ile AKP hükümeti seçmen listelerinin hazırlanması görevini Yüksek Seçim Kurulu’ndan aldı ve İç İşleri Bakanlığı’na devretti. İç İşleri Bakanlığı hükümete yakın olan insanların bulunduğu ve hükümetin kontrolünde olan bir yer olduğu için orada seçmen listelerinde oynama gücüne sahipler. Bunlar örnekler yapılanın sadece bir kısmıdır.

Platforma seçmenler nerelerden ulaşabilirler?
Platforma seçmenlerin ulaşabilmesi için sosyal medyayı kullanmaya karar verdik. Bugün internette temizsecim.org adresimizde yapılan bütün çalışmalar bütün dokümanlar mevcuttur. Ayrıca Facebook ve Twitter’da Temiz Seçim Platformu sayfamıza ulaşmak mümkün.

Temiz bir seçim için alınması gerekli önlemler ve bu konuda yapılmakta veya yapılacak olan çalışmalar nelerdir?
Temiz Seçim Platformu kurulduğundan beri çok ciddi çalışmalar yaptı. Öncelikle temmuz ayı sonlarında Ankara’da eski bakanların, eski milletvekillerinin ve aydınların katıldığı bir basın toplantısıyla Temiz Seçim Platformu kurulduğunu bildirdi. Ardından Ağustos’un 15, 16 ve 17’sinde üç gün arka arkaya İstanbul’da daha sonra İzmir’de ve 17’sinde Ankara’da olmak üzere platformumuz elindeki dokümanları, yapılan hileleri ve düzeltilmesi gereken noktaları üç şehrimizde de basına kamuoyuna bilgi veren toplantılar ile duyurdu.
“Seçmenler mutlaka muhtarlıktaki seçmen listelerinde isimlerini kontrol etmeli”
Bu toplantıların yanı sıra Türkiye’deki üst düzey devlet kurumları başkanlarından randevular istedik. Bu randevuların ne yazık ki sadece bir kısmına cevap alabildik. Temiz Seçim Platformu’nun randevu istemine Cumhurbaşkanı, Başbakan ve özellikle Yüksek Seçim Kurulu Başkanı talebimizi birçok kez yenilememize rağmen ısrarla bize randevu vermediler. Buna karşılık Anayasa Mahkemesi Başkanı ile TÜİK Başkanı ile eski Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel ve diğer siyasi partilerin(CHP, Saadet Partisi, DSP, İşçi Partisi) liderleri ile görüşülmek üzere randevular verildi. Randevuların amacı liderlerle görüşüp nerelerde olumsuzluklar var? Bunları tespit edip temiz bir seçim için alınması gereken önlemler nelerdir? Bu konularda kendilerine bilgiler verdik ve çalışmalarımız bir kitapçık şeklinde bastık, bu kitapçıkları onlara verdik. Daha sonra 15 Aralık’ta Barolar Birliği Başkanı ile bir görüşme yaptık aynı tarihte ‘’Temiz ve Adil bir Seçim’’ başlığı altında iki oturumluk bir sempozyum düzenledik. Bundan sonrada seçime kadar olabildiğince seçmene ulaşıp onların bilinçlenmesini sağlayacağız.

Temiz ve adil bir seçim için seçmene düşen görev ve sorumluluklar nelerdir?

Seçim takvimine göre 10 Ocak ile 23 Ocak arası seçmen listeleri muhtarlıklarda askıya asılıyor. Oylarını garantiye almak için bu 13 günlük sürede bütün seçmenlerimizin muhtarlıklara gidip listelerde seçmen kayıtlarının olup olmadığına mutlaka bakmalıdırlar. Maalesef yapılan büyük müdahalelerden biri seçmen listeleridir. Orada pek çok seçmenin bilgisi dışında seçmen listesinden düşürüyorlar. Dolayısıyla seçmen eğer ismini gidip muhtarlıktan kontrol etmezse seçim günü geldiğinde oy kullanamıyor.

14 Şubat 2014 Cuma

Her internet kullanıcısının bilmesi gereken kavramlar

5651 sayılı İnternet Yasası yeniden düzenlendi. Bu sırada pek çok kavram dolaşıma girdi. Peki son yıllarda hayatımıza giren bu kavramlar aslında ne ifade ediyor? Erişim sağlayıcı, VPN, proxy, ISS, DNS nedir? İşte yeni yasayla birlikte her internet kullanıcısının bilmesi gereken kavramlar*...

       
ISS /ISP (İnternet servis Sağlayıcı / Internet Service Provider): Kanunda bu şekilde bir terim yok. Bu terim aslen aşağıda gösterilen Erişim Sağlayıcıya karşılık geliyor. Ancak tüm dünyada bu adla anılıyor.

Erişim Sağlayıcı: İnternet toplu kullanım sağlayıcılarına ve abone olan kullanıcılarına internet ortamına erişim olanağı sağlayan işletmeciler ile gerçek veya tüzel kişileri ifade eder. (TTNet, Turkcell, Smile, KabloNet vb.) Ülkemizde insanlar bilgisayarlarını internete bağlamak için farklı, telefonları için farklı, tabletleri için farklı, evleri ve işyerleri için farklı farklı "Erişim Sağlayıcı"lardan hizmet alabilmektedir.

Yer Sağlayıcı: Hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten gerçek veya tüzel kişiler. İngilizcedeki karşılığı olan "(web) hosting-provider" teriminden çevrilen bu ifade kanunun ilgili devlet kurumlarınca uygulanması esnasında son derece geniş yorumlanmakta ve kullanıcı içeriği ile oluşan siteler diyebileceğimiz siteler de (web 2.0 = "user generated content") yer sağlayıcı olarak değerlendiriliyor. Örneğin Facebook, Youtube, Twitter vb. birer yer sağlayıcıdır. İçeriklerine herkesin erişebildiği küçük bir forum sitesinin toplam 45 üyesi için o forum sitesi de "Yer Sağlayıcı"dır, ayda toplam 1000 kişinin ziyaret ettiği Wordpress Blogu için alınan site barındırma hizmetini sunan kurum da, Ekşi Sözlük de, CNNTurk.com'un barındırıldığı veri merkezi de.

İçerik Sağlayıcı: İnternet ortamı üzerinden kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten, değiştiren ve sağlayan gerçek veya tüzel kişileri ifade eder. Yani buradan internet sitelerine yorum, yazı vb. yazan ya da resim, müzik vb. içerikler yükleyen kullanıcıları ya da bir internet sitesi, blog vb. şeklinde internette sayfa açan tüm gerçek ve tüzel kişiler anlaşılmaktadır. Örneğin bir yurttaş gazeteci kendi blogunda yazdığı kendi yazıları açısından içerik sağlayıcıdır ya da bir üniversite, kendi sitesindeki tüm içerik açısından içerik sağlayıcıdır ya da bir haber sitesindeki kendi girmediği haberlerin altına yorum yazan kişiler ilgili yorumları açısından içerik sağlayıcıdır. CNNTurk.com özelinde düşünecek olursak, editörler, muhabirler ve yorum yazarak katkı sağlayan okuyucular içerik sağlayıcıdır. Tabii içerikleri Facebook'ta ve Twitter'da paylaşanlar da

İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcı: Kişilere belli bir yerde ve belli bir süre internet ortamı kullanım olanağı sağlayanı gerçek ve tüzel kişileri ifade eder. Örneğin kablosuz ağ bağlantısını kullanımınıza açan kahve dükkanı. Ya da kaldığınız otel, bindiğiniz şehirlerarası otobüs, okuduğunuz üniversite, maaşlı çalıştığınız işyeri.

Ticari amaçla internet toplu kullanım sağlayıcı: İnternet salonu ve benzeri umuma açık yerlerde belirli bir ücret karşılığı internet toplu kullanım sağlayıcılığı hizmeti veren veya bununla beraber bilgisayarlarda bilgi ve beceri artırıcı veya zekâ geliştirici nitelikteki oyunların oynatılmasına imkân sağlayan gerçek ve tüzel kişileri ifade eder. Kısacası internet kafeler.

IP Adresi (IP numarası): İnternete bağlı tüm ev ve işyerlerinin sahip olduğu, özgün bir internet kimlik numarası (tıpkı TC kimlik numarası gibi). Ayrıca internet sitelerinin bulunduğu bilgisayarlar (sunucular) da özgün bir IP adresine sahiptir. Internet Protokol numarasıdır.

URL (Adres): Universal Resource Locator, kişilerin internette gezinirken, kullandıkları tarayıcının adres çubuğunda gördüğü adres, bulunak.
http://www.cnnturk.com/bilim-teknoloji/internet/gecen-gun-internette-ne-yaptigini-herkes-bilecek CNNTurk.com'daki bir sayfaya ait bulunaktır (URL'dir).

Alan adı (Domain Name): Örneğin
http://www.cnnturk.com adresinin alanadı cnnturk.com'dur. İnternet sitelerindeki sayfalar ve adresler, bir alanadına bağlı olarak kullanılır. Alan adları, alan adı sağlayıcıları tarafından web sitelerine erişimi kolaylaştırmak için sağlanan akılda kalıcı adlardır. cnnturk.com bir "Alan Adı"dır.

DNS (Domain Name System): Bir internet sitesi domain'inin (alan adı) IP Adresi olarak karşılığını tutan sistemler. Bu sistemler aynı zamanda .com, .net, .tr, .edu, .
gov.tr ~vs. gibi uzantıların yönetimini de sağlar. Her internet sitesi, yayında olmak için en az 1 sunucuda barınmak zorundadır. Bizim sitelere erişmek için uzun uzadıya o sunucunun/sunucuların IP adreslerini ezberlememize gerek yoktur. Onun yerine Alan Adlarını kullanırız. İşte bu DNS (Domain Name Server) dediğimiz sunucular, hangi Alan Adı'nın, hangi IP ile ilişkili olduğunun kaydını tutan sunuculardır. Türkiye'de kullanıcılar çoğunlukla bu hizmeti İSS / Erişim Sağlayıcı diye tanımlanan kurumlardan alır. Ancak internet sansürünü aşmak için Google Public DNS ya da Open DNS gibi hizmetlerden yararlanılmaktadır. İnternet yasa teklifinin kabülü halinde engellenen siteye DNS değiştirip girilemeyecek.

VPN (Virtual Private Network): Sanal Özel Ağ diye çevrilebilen bu hizmet, bize sanki başka bir ağdaymışız gibi internete çıkış yapmayı sağlayabilen bir hizmettir. Örneğin Norveç'teki bir VPN hizmetinden yararlanıyorsak, İnternete Norveç'teki bir evden bağlanıyormuş gibi, Norveç'in sansür ve kısıtlarına göre bağlanırız. FBI gibi kurumların internet sansürünün olmadığı ülkelerde VPN hizmeti satan şirketler kurduğu bilgisi Ağ Güvenliği ile ilgili sitelerde paylaşılmaktadır. Türkiye'deki çeşitli tüzel kişiliklerin de VPN hizmetinden yararlanmaya çalışan kişi ve kurumları fişleyebilmek için paravan şirketler kurduğu gündeme gelmektedir. Bu nedenle güvenilir VPN hizmeti bulmak güçtür ama olanaksız değildir.
Proxy / Vekil Sunucu: Bir bilgisayarın, başka bir bilgisayar üzerinden ağa bağlanmasıdır. Genellikle, ilk bilgisayarın ağı üzerinden erişimi engellenen sitelere bağlanmak ya da ilk bilgisayarın gizliliğini korumak için kullanılır. TOR Network, bu konudaki en yaygınlaşmakta olan Proxy Ağıdır.

NSA (National Security Agency): Amerika Birleşik Devletleri'nin Ulusal Güvenlik Dairesi. İletişim sistemlerini, günümüzde özellikle en aktif dijital iletişim kanalı olan İnterneti takip etmekte uzmanlaşmış Amerikan İstihbarat Teşkilatı. CIA'den ayrı olup direkt ABD Savunma Bakanlığı'na bağlıdır.

“Deep Packet Inspection” (DPI): Derin Paket Analizi / Derin Veri Çözümlemesi diye Türkçe adlandırılabilir. Bir ağdaki tüm veri paketlerini inceleyerek güvenlik açıklarını bulmak amacıyla geliştirilmiş olsa da, fişleme ve hatta içerik bazlı kısıtlama/ sansürleme amacıyla kullanılabilir. Yasada yapılacak değişiklikle içerik paketi bazlı kısıtlama hukuki çerçeveye oturtulmaya çalışılmaktadır. Böylece Twitter'ı kapatmak yerine, belli kullanıcılara erişimi engellemek, hatta belli hashtag ve Tweet'lerin görünmezleşmesini sağlamayı tercih etmek mümkün olmaktadır.
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB): Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı, internet yasasını denetlemesinden sorumlu kurum. Yeni teklifin yasalaşması halinde TİB, mahkeme kararı beklemeden siteleri erişime engelleyebilecek; bir TİB elemanının soruşturulması TİB Başkanı'nın iznine bağlı olacak; TİB Başkanı'nın soruşturulması Başbakan'ın iznine bağlı olacak.

*Alternatif Bilişim Derneği ve Korsan Parti katkılarıyla hazırlanmıştır.

10 Şubat 2014 Pazartesi

Devlet özel yaşamımızı koruyabiliyor mu?


Türkiye, internet sitelerinde “skandal “ başlıklarıyla servis edilen, kimin, neden koyduğu belli olmayan ses ve görüntü kayıtlarıyla çalkalanıyor. Bu seslerin ve görüntülerin gizli kaydedildiği belirtiliyor. Bazı siyasetçilerin istifalarıyla sonuçlanan bu olaylarda görüntü veya ses kaydeden kişiler bulunamıyor. 


Hüseyin KAPLAN

İnsanların özel yaşamlarının siyasi tehdit malzemesi yapılmasının son derece açık hale geldiği seçim öncesi dönemdeyiz. Siyasetçilerin profesyonel yaşamları dışında kalan ve kamusal yararı ilgilendirmeyen özel yaşamlarının politikada kullanılmasının teknolojik ve hukuksal boyutun konunun uzmanlarıyla görüştük.
Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Bölümü öğretim üyelerinden Doç Dr. Süleyman Tosun, insanların haberleri olmadan görüntülerinin veya seslerinin nasıl kaydedildiğini şöyle açıkladı:

 “Bu türdeki cihazlar ikiye ayrılır. Bir kısım cihazlar dahili hafızalı cihazlardır, bunlarla sadece cihazın hafızası kadar kayıt yapılabilir. Diğer kısım ise kablosuz bağlantı ile veri aktarımı yapabilen cihazlardır. Bunlar ile istenildiği kadar kayıt yapılabilir. Çünkü veri aktarımı yapılan yerde sürekli disk değiştirilerek veya görüntüler çeşitli şekillerde depolanarak kayıt yapılabilir.

Son dönemlerde teknolojinin gelişmesiyle kayıt cihazlarının boyutu da oldukça küçüldü. Örneğin bir ses kaydı cihazı küçük bir nohut tanesi kadar olabiliyor. Bu şekilde bir cihazın fark edilmesi neredeyse imkansızdır. Aynı şekilde bir nohut boyutunda kameralar da vardır, yalnız bu kameraların kayıt yaptıkları diskler kendilerine göre çok daha büyüktür. Bunun için de bağlantı olarak ya kablo kullanılır veya kablosuz bağlantı dediğimiz wireless, bluetooth, gsm veya analog sistemler kullanılmaktadır.

Özel yaşamın gizliliği konusunda Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ise şunları söyledi:

 “Biz Türkiye Barolar Birliği olarak anayasa ile sabit olan tüm hükümlerin peşinde ve uygulanmasının takipçisi olduk. Anayasada da vatandaşlarımızın özel hayatları, aile hayatları 20. Madde ile teminat altındadır. Gerek devlet olsun gerek kişiler olsun vatandaşların özel hayatlarına müdahale edemezler. Bu anlamda insanların gizli bir şekilde görüntülerinin veya seslerinin kaydedilip bunların ifşa edilmesine kesin bir dil ile karşıyız. Bu zamana kadar bu şekildeki tüm davalarda anayasadaki hükümler çerçevesinde dik durduk ve kesin bir dil ile bu durumun meşru olmadığını savunduk..”

CHP Eskişehir Milletvekili ve Anayasa Profesörü  Süheyl Batum ise özel yaşamın gizliliğini sağlama konusunda devletin yükümlülüklerini şöyle açıkladı:

“İnsanların özel hayatlarının gözetlenmesi kabul edilir bir tutum değildir. Devlet bu konuda halkına güvence vermekle yükümlüdür. Fakat ne yazık ki Türkiye’de bu konuda talihsiz durumlar oluşabiliyor. İnsanların bilgileri olmadan görüntülerinin alınması ve bunların tehdit unsuru olarak kullanılması son derece çirkindir. Türkiye bu konuda gerçekten geri kalmış durumdadır. Devletin en önemli görevlerinden birisi insanların her anlamda güvenliğini sağlamaktır.”

Hollanda yüksek mahkeme yargıçlarından Nico Tujin de özel yaşamın korunması konusunda Hollanda örneğini anlattı:

 “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde belirtildiği üzere insanların özel hayatlarına müdahale edilmez. Biz Hollanda’da kesinlikle bu ilkeye çok önem veririz. Vatandaşların özel hayatlarına müdahale edilmemesi konusunda titizlik gösteririz. Örneğin bir kişinin takip edilmesi gerekiyorsa bu kişinin bilgileri iki hafta içinde bizim izin vermemizle elimize ulaşır. Bizim iznimiz dışında güvenlik güçlerinin böyle bir işlemi yapma yetkisi yoktur. 
Bizler de bu işlemi terör, cinayet, yolsuzluk ve bunun gibi önemli konularda yaparız. Bunun dışında kesinlikle insanların telefon görüşmeleri ve görüntülerinin kaydedilmesine müsaade edilmez. Bununla beraber elimize gelen belgelerde özel hayatın kapsamına giren belgeler bulunuyorsa sadece hukuka aykırı kısmıyla ilgileniriz. Ve eğer şüphelinin suçsuzluğu kanıtlanırsa bu elimizdekileri kesinlikle imha ederiz ve imha edildiğinden emin oluruz. Suçlu bulunması durumunda da bu veriler asla üçüncü kişilerle paylaşılmaz, titiz bir şekilde korunur. Suçlu bile olsa özel hayatın gizliliği bu kişiler için de geçerlidir.

Fakat güvenlik güçlerinin bilgisi olmadan kötü amaçlı kişilerin yaptığı kayıtlar ve bunların paylaşımı söz konusu oluyor. Burada paylaşımı yapan gazetelere ve internet sitlerine karşı bir yaptırım olmuyor. Basının özgürlüğü ilkesi de burada ortaya çıkıyor.”

20 Ocak 2014 Pazartesi

İki Büyük Şehir

İmren Çiçek ÖZBEK

Üniversite öğrenimi insanı doğup büyüdüğü kentten uzaklara götürebiliyor. İzmir’den Ankara’ya okumak için gelen Sultan Özdamar da bu öğrencilerden biri. Gazi Üniversitesi Gazetecilik bölümü öğrencisi Sultan Özdamar, doğup büyüdüğü şehir İzmir’den sonra Ankara’daki yaşama alışma sürecini bize anlattı.



Üniversite tercihlerinde Ankara’yı seçme sebebiniz nedir?
Şehre göre değil üniversitelere göre seçim yapmıştım. Gazi Üniversitesi’ni diğer üniversitelerin üstünde gördüğüm için seçtim. Ayrıca okuduğum bölüm için Ankara ideal bir şehir.

Ankara’da olmaktan memnun musunuz?
Memnunum. İyi ki gelmişim.

Ankara’ya gelmeden önce Ankara hakkındaki düşünceleriniz nelerdi?
Ankara’ya gelirken havası gibi insanlarının da soğuk olacağını düşünüyordum. Ege’nin sıcakkanlı insanları gibi değillerdir sanıyordum. Ayrıca şehir yapısı olarak sadece binalardan oluşan bir şehir olarak düşünüyordum. Tamamen önyargı. Buraya geldiğimde insanlarını da sevdim, parklarıyla gölleriyle şehri de.

İzmir ile Ankara arasındaki benzer veya farklı olan noktalar nelerdir?
Kimi sorsanız denizi yok der. Bencede en büyük fark denizin olmayışı, bir de iklim. İnsan denizi ve sıcaklığı arıyor burada.


İzmir’e dair neleri özlüyorsunuz?
Her İzmirli gibi sabah kahvaltısında sıcak boyozu özlüyorum.

Ankara’ya ilk geldiğiniz günü biraz anlatır mısınız?
Ankara’ya ilk geldiğim gün çok heyecanlıydım. AŞTİ’de sohbet ettiğim bir kadın bana nereli olduğumu sormuştu, İzmirli olduğumu söylediğimde, “Burada İzmirlileri sevmezler, sorduklarında Egeliyim de” demişti. O zaman biraz korkmuştum ama daha sonra bunun çok yanlış bir bilgi olduğunu anladım.

Ankara’ya alışma sürecinde zorluk çektiniz mi?
Ankara ile ilgili pek sıkıntım olmadı. Ulaşımda biraz zorluk çekiyordum. Bunun sebebi ise Gölbaşı’nda kalıyordum ve 104 numaralı otobüs hep çok geç geliyor ve hep çok dolu oluyordu.

İzmir’e ne sıklıkla gidiyorsunuz?
Bayram tatilleri, yarıyıl tatilleri gibi zamanlarda gidiyorum. Ankara’ya alıştım artık. beni İzmir’e bağlayan tek şey ailem.

Mezun olduktan sonra Ankara’da kalmayı düşünüyor musunuz?
Ankara’da çalışmak istiyorum. İzmir’e de iş hayatından sıkıldığımda tatile ihtiyaç duyduğumda giderim.

13 Ocak 2014 Pazartesi

Çalhan: İki yaşından küçük çocuklara TV izletilmemeli

Zafer DENİZ

Kitle iletişim araçları içerisinde televizyonun şüphesiz çok önemli bir yeri var. Televizyonun hitap ettiği hedef kitle üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri var. Pokemon'un moda olduğu yıllarda ben Hakan Kabil İlköğretim Okulu'nda 4. sınıftaydım. Ders esnasında yan sınıftan gelen Pikachuuuu! sesi ve ardından gelen ambulansın sirenleri, bir neslin Pokemon rüyasını sona erdiren olaylardan biriydi. Sadece çocuklar mı? Değil elbette, bazı yetişkinler de  televizyondaki olayları gerçek zannedebiliyorlar. Kurtlar Vadisi dizisinin 174. bölümünde Suriye'de keskin nişancı tarafından vurulan Polat Alemdar için Şanlıurfa'da bir iş adamı yerel gazetede tam sayfa taziye ilanı verdi.

Peki televizyonun hiç mi olumlu katkısı yok? Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Azime Şebnem Soysal, bu sorunun yanıtını şöyle veriyor:
"Televizyon izlenme amacına göre değişir, maalesef bizim ülkemizde televizyonun hep olumsuz yönü ön plana çıkartılıyor. Olumsuz örneklerin yanı sıra olumlu örnekleri de var, 1980'lerde çocuklar, Susam Sokağı programını izleyerek zihinsel gelişiminin 10 puan daha üzerine çıktılar."
Deva Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Ethem Çalhan ise çocuk gelişiminde televizyonun etkisinin çok önemli olduğunu ve ailelerin bu durumu önemsemesi gerektiğini söyledi.

"İnsanların gelişiminin büyük bir kısmı çocuklukta oluşur"
İnsanların gelişiminin büyük oranda çocuklukta oluştuğunu belirten Ethem Çalhan, şöyle konuştu:
“Amerikan Çocuk Hastalıklar Akademisi’nin önerisine göre, 2 yaşından küçük bir çocuğun hiçbir şekilde televizyon izlememesi gerekir. Çünkü televizyon 2 boyutlu bir gelişim sağlıyor, hâlbuki çocuğun 3 boyutlu bir gelişime ihtiyacı vardır.”
Çocuğun beyni gelişirken öğrenmesi gereken şeyleri annenin sesinden ve mimiklerinde aldığını söyleyen Çalhan, “Çocuğun annesiyle veya bir bireyle iletişimde olması gerektiği bir dönemde televizyonu tanıması oldukça sakıncalıdır. Çocukların duygusal doyum sağlaması ve onunla her bakımdan ilgilenilmesi onun sağlam ve güçlü bir psikolojik yapıya sahip olmasını sağlar.” dedi.



Günümüzde birçok aile çocuklarında görülen geç konuşma problemi için doktorlara başvuruyor. Geç konuşmanın nedenini Çalhan şöyle açıklıyor:
“Konuşmak bir ihtiyacı gidermek için geliştirilen bir eylem. Uzun süre cam ekrana bakan çocuklarda konuşma ihtiyacı gelişmiyor. Televizyona bakıyor ve sadece duyuyor. Çocuğun konuşması için konuşmaya ihtiyaç duyması gerekir. Günde 8-10 saat televizyonun izleyen çocuk konuşma ihtiyacı hissetmiyor. Sadece dinliyor, konuşması gerektiğinin farkına varamıyor. 2-3 yaşına kadar uzun süre televizyon karşısında kalan çocukta seslenince bakmama, göz kontağı kurmama, insanlara ve yaşıtlarına ilgisizlik görülür. Çocuğun gelişimini doğru tamamlanması için 2-3 yaşına kadar sadece insanlarla iletişimde bulunması gerekir.” Çalhan, çocuğun konuşma ihtiyacı hissetmesi ve konuşmayı pekiştirebilmesine grup oyunlarının çok büyük katkısı olduğunu belirtti.

Televizyon aynı zamanda çocuğun hayal dünyasının gelişmesini engellediğini ifade eden Çalhan, şunları söyledi:
“Çocuk televizyondan her şeyi hazır alıyor, düşünmüyor. Oysa çocuğun oynadığı oyunlarla hayal dünyasını geliştirmesi gerekir. Resim yapmak, oyun kurmak ve diğer çocuklarla bir şeyler paylaşmak çok yararlı eylemler. Fakat televizyon başındaki çocuk oyunlarında sadece gördüğü şeyleri oynuyor, televizyonda gördüğünün dışına çıkamıyor.”


"Dikkat eksikliği televizyondan kaynaklanıyor"

Ailelerin ve öğretmenlerin çocuklar ile ilgili dile getirdiği bir diğer konu ise dikkat eksikliği. Bunun başlıca nedeninin televizyon olduğunu söyleyen Çalhan, “Küçük yaşta çok renkli, hızlı değişen, çok sesli görüntüler çocuğun beynindeki dikkat mekanizmasını olumsuz etkilemeye başlar. 7-8 yaşına geldiğinde kitap okumak gibi sessiz bir ortamda tekdüze yapılan bir faaliyetten çabuk sıkılır, aksiyon olsun, ses olsun, gürültü olsun ister. Mesela televizyon karşısında kitap okur. Müzik dinleyerek ya da birilerinin olduğu bir ortamda kitap okur. Sessiz bir ortamda kitap okuma becerisini kazanamaz. Televizyon dikkat eksikliğinin en büyük etkenidir.” dedi.

"Çocukların hayatı taklit üzerine kurulu"
Çocukların gerçek hayatı televizyondaki gibi düşündükleri için ileriki yaşantısında olumsuz etkilerle karşılaştığını söyleyen Çalhan, “5-7 yaşlarındaki çocuk annesiyle beraber izlediği dizilerde cinsellik ile ilgili veya uygunsuz mesajlar çocuğun cinselliği kötü algılamasına neden olur. Çocuğa ayıp, kötü, bakma denilmesinin sonucunda çocuk ileriki yaşlarda cinselliğin kötü olduğunu düşünür.” dedi.
Anne ve babaların çocukları ile birlikte televizyon izlerken çok dikkatli ve seçici davranması gerektiğini dile getiren Çalhan, “Ebeveynlerin izlediği şiddet içerikli programlardan çocuğun gördüğü hareketleri arkadaşına yapmasına neden olur. Örnek olarak Kurtlar Vadisi gibi dizileri verebiliriz.” dedi.
Çalhan, çocukların hayatlarını taklit üzerinden yürüttüğünü belirterek şöyle konuştu:
“Çocuk, anne babasını taklit ettiği gibi dizilerde küfür duyar taklit eder, kavga görür taklit eder, öpüşme görür arkadaşını öper. Taklit üzerinden gider. Televizyonda yayınlanması ve çoğu insan tarafından izlenmesi çocukta bu eylemlerin çok doğru olduğu algısını uyandırır. Bu tip programların olması çocuğun arkadaş ilişkilerinde cinsel istismar, kavga dövüş gibi öğelerin desteklenmesine yol açar ki bu da ileride çocuğun sosyal hayatını olumsuz etkiler.”


"Televizyon yargılama becerisi kazandırır"
Çocukların yargılama becerisinin gelişmesinde televizyon çok büyük bir etken olduğunu vurgulayan Çalhan, anne ve babalara şu önerilerde bulundu:
“Örneğin 3-5 yaş aralığındaki çocuk Pepe, Caillou izliyor. Fakat önemli olan çocuk ne izliyor ve anlıyor mu. İlk olarak çocuk bütün gün televizyon izlememeli. 1-2 saat izletilmeli ve çizgi film bittiğinde televizyon kapatılmalı. Daha sonra çocuğa, ‘Oğlum ne yaptı Pepe? Nereye gitti?’ gibi sorular sorulmalı. Çocuk sadece ne olduğunu izlemez, ders çıkarır. Günümüzde anne, babalar televizyonu uyusun, sessiz dursun, gürültü yapmasın diye kullanıyor. Ailelerin sosyo-ekonomik zorlukları, ilgilenilmesi gereken ek kardeş durumu, anne babaların kendilerine ait sorunları, yapılması gereken ev işleri gibi birçok etken olabilir. Fakat bu doğru bir yaklaşım değil, çocukluk gelişimin en önemli dönemidir ve çocuk değerli olduğunu hissetmelidir.”


“Diziler çocukların iyi-kötü algısını zorluyor”
Çalhan, televizyonun bilinçli kullanıldığında çok fazla olumlu etkilerinin de bulunduğunu belirterek şunları anlattı:
“Televizyon en başta merak etmeyi sağlıyor. Yaratılış itibariyle meraklı olan insan çocukken de meraklı ve merakını televizyon ile gideriyor. Sayı saymayı öğreniyor, renkleri fark ediyor ve öğreniyor. Mesela deneyler yapıyor, evde yapılamayan birçok deneyi televizyon sayesinde öğreniyor. Ülkelerin tanıtıldığı belgeseller örneğin çok yararlıdır.”

Çocuklara seçici olunması kaydıyla dizi de izletilebileceğini ifade eden Çalhan, çocukların ev ortamının yansıtıldığı,  iyinin ile kötünün belli olduğu dizileri izleyebileceğini söyledi. Çalhan, şöyle devam etti:
“Fakat günümüzde dizilerin özellikleri çok farklı, iyi- kötü belli olmuyor. Bir hafta iyi olan karakter öteki hafta kötü olabiliyor. Eskiden ‘Karaşimşek’ vardı, şoförü iyiydi ve kötüleri öldürürdü, bu anlaşılırdı. Ama şimdi Kurtlar Vadisi’ndeki Polat iyi mi? Kötü mü? Muhteşem Yüzyıl'daki Hürrem iyi mi? Kötü mü? belli değil. Karakterler flu olduğu için çocukların beynindeki iyi-kötü algısı çelişiyor.” 

10 Ocak 2014 Cuma

Nodret: Yabancı Öğrencilerin de ekonomik durumları iyi değil

Murat ÖZDEMİR

Türkiye’de öğrenim gören yabancı uyruklu öğrencilerin karşılaştıkları problemleri, yaşadıkları zorlukları Afganistanlı Omdidullah Nodret’ten dinledik. Eczacılık Fakültesi 1.sınıf öğrencisi olan Omidullah, genel olarak yerli öğrenciler gibi yabancı öğrencilerin de ekonomik sıkıntılardan şikayetçi olduğunu belirtiyor.


Üniversite eğitimi için neden Türkiye’yi seçtiniz?
Türkiye’de okuyan her öğrencinin farklı bir tercih sebebi var. Benim en önemli tercih sebebim birçok alanda olduğu gibi eğitimde de Türkiye’nin Afganistan’dan daha ileride olması ve şartlarının daha elverişli olması. Türkiye’nin Müslüman bir ülke olması ve bu anlamda Afganistan’da tanınıp bilinmesi de tercihimde etkili oldu. Ben Rusya, Hindistan, İran, Pakistan, Kazakistan gibi ülkelerin içinden Türkiye’yi tercih ettim. Kendi ülkemde de bir iç savaş sürüyor ve bu iç savaş da yurtdışında eğitim görmemi zorunlu kıldı diyebilirim.

Buraya gelmeden önce Türkiye hakkında bir bilginiz var mıydı?
Evet, biraz bilgim vardı. Sadece kitaplardan değil dizilerden filmlerden az çok bir bilgim vardı, ama Türkiye’yi tercih ettikten sonra okuyacağım ülke hakkında daha detaylı bir araştırma yaptım. Ve zaten Türkiye ve halkı Afganistan'da çok iyi biliniyor. Türkiye’ye karşı bir empati var. Müslüman ülke olması da bunda çok etkili.

Bu süreçte dilden kaynaklı ne tür sıkıntılarınız oldu?
Tabi ilk geldiğimde çok sıkıntı çektim doğal olarak. Çok basit bir cümleyi dahi kuramıyordum kendimi ifade edemiyordum ama tabi zamanla bu sıkıntıları aştım. İstanbul da bir yıl TÖMER’de Türkçe eğitimi aldım. Çok da faydalı oldu. Onun dışında tabi her yerde Türkçe konuşulduğu için de öğrenmesi çok daha kolay oldu.

Derslerde zorlanıyor musunuz?
Genel olarak yabancı arkadaşlar kendilerini ifade edebilecek kadar Türkçe öğreniyorlar, ama derslerde bazen zorluk çekiyoruz. Öğretim görevlileri bizi dikkate almadan ders anlatıyorlar ve biz de takip etmekte zorlanıyoruz çünkü akademik dil farklı ve bunu tam anlamıyla öğrenebilmemiz için de zamana ihtiyacımız var. Hocalarımızın da sınıftaki yabancı öğrencileri dikkate alıp ona göre ders anlatmaları gerekiyor.  Biz kendi ülkemizde farklı bir tarih ve edebiyat gördüğümüz için özellikle burada tarih ve edebiyat derslerini kavramakta zorluk çekiyoruz.

Yabancı öğrencilerin genel olarak sorunları nelerdir?
Birçok sorunumuz var. Ama başlıca olarak ekonomik sıkıntıları söyleyebilirim. Burada sadece yerli öğrencilere burs veriliyor yabancı öğrencilere verilmiyor. Oysaki yabancı öğrencilerin de ekonomik durumları iyi değil. Sağlık güvencemiz de yok, paralı bir şekilde sağlık hizmeti alıyoruz. Bu da bizim için ayrı bir yük. Türkiye’de ulaşım da çok pahalı. Bu anlamda da zorlandığımızı söyleyebilirim.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Ben zorlukları olsa da Türkiye’de olmaktan burada okumaktan dolayı çok mutluyum. Türk insanı çok yardımsever ve güler yüzlü bize karşı da çok sıcak davranıyorlar. Türkiye zaten çok güzel bir ülke, okulu bitirip ülkeme döndüğüm zaman Türk kültürünü kendi ülkemde tanıtmaya çalışacağım.

9 Ocak 2014 Perşembe

“Okul müdürü olsam öğrencileri pikniğe götürürdüm”

Oktay TATAR

Aybala Tatar, Gazi Koleji’nde 6. sınıfta okuyor. Ana sınıfından beri aynı okulda. Aybala’ya okuluyla ilişkilerini sorduk.



Bize biraz okulundan bahseder misin?
Okulumuz Maltepe’de. Gazi Üniversitesi’ne bağlı. Bizim en büyük eksiğimiz okulumuzun yeterli büyüklükte bir bahçesi yok. Ağaçlarımız, çiçeklerimiz ve toprağımız yok, ama yine de okulumuz güzel.

Eğer okul müdürü olsaydın okulda neler yapardın?
Sosyal faaliyetleri artırırdım. Öğrencileri ayda bir kez de olsa geziye, sinemaya ve baharda da pikniğe götürürdüm.Bir de her sene öğretmenleri değiştirmezdim.

Okulda beğenmediğiniz durumlar var mı?
Bu sene yemekler hiç iyi çıkmıyor. Sene başından beri hala döner çıkmadı. Bir de sevdiğimiz derslerde, beden eğitimi, bilgisayar görsel sanatlar gibi, bizi sınav yaptıkları zaman bu derslerimizin boşa gitmesini sevmiyorum.

Okulunuzun en beğendiğin yönü nedir?
Tabi ki  arkadaşlarım. Onlar olmasaydı okul benim için bir binadan ibaret olurdu. Zaten bir yeri güzelleştirenler de insanlar değil midir?

En sevdiğin ders hangisi ve neden?
Matematiği çok ama çok seviyorum. Bunun bir sebebi matematik öğretmenim olan Dursun Güven, bir diğeri ise matematik öğretmeni olan annem. Matematikten 100 almazsam çok üzülüyorum.

Öğrencilerin başarılı olmaları için neler yapmaları gerekir?
Tabi ki de dersi çok iyi dinlemeliler. Bazı arkadaşlarımız kendileri dersi dinlemedikleri gibi bizim dinlememize de engel oluyorlar, üstelik öğretmenlerimizi de üzüyorlar. Bunun sonucunda  o dersten başarılı olamıyorlar. Ayrıca ben her akşam eve gelince önce ödevlerimi yaparım sonra da o günkü derslerimi tekrar ederim. Başarılı olmak için sihirli bir değneğe gerek yok, düzenli olmak ve çalışmak yeterli.

Son olarak ilerde ne olmayı düşünüyorsun?
Ben iyi bir doktor olacağım ama daha sonra da başbakan olup ülkemdeki aksaklıkları gidereceğim.Eğer benden önce biri davranmazsa ben ülkemin ilk doktor kadın başbakanı olacağım.


Sana teşekkür ediyor ve hayallerinin gerçekleşmesini diliyorum.